SONTURKHABER
Haber Portalı

BEKA NEDİR? GÜNÜMÜZ DE BEKA SORUNU VAR MI?

Yerel seçimlerin başladığı günden itibaren Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı ve iktidar mensupları tarafından Türkiye’nin gündemine bir beka sorunu getirilmiştir.

Bekanın sözlük anlamı; “Bulunduğu halde kalma, kalıcılık, sürekli var oluş” anlamlarını taşımaktadır. Devletimiz ve milletimiz açısından beka ise; devletin toprak bütünlüğünü, ahdi hukukunu ve anayasal düzenini iç ve dış tehditlere karşı koruması suretiyle hayatiyetini devam ettirmesi anlamını taşımaktadır.

Tarihi kayıtlara baktığımızda, Türk Milleti Anadolu’ya ayak bastığı günden bu güne kadar dört defa beka tehlikesiyle karşı karşıya geldiği görünmektedir. Bunlardan;

Birincisi: Haçlı saldırıları,

İkincisi: Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Beyazıt’la, Timur’un karşılaşmasıdır.

Üçüncüsü Mondros Mütarekesi ile Anadolu topraklarının parsellenmesi,

Dördüncüsü ise, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu ile cumhur-başkanlığı sistemin getirilmesidir.

1. Haçlı saldırıları Selçuklu Devleti tarafından geri püskürtülmemiş olsaydı Allah korusun beklide bu gün bu topraklarda Hıristiyanlar yaşıyor olacaktı.

2. 28 Temmuz 1402 tarihinde Yıldırım Beyazıt’la Timur arasında geçen Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt yenilmiş ve Timur’a esir düşmüştür. Yıldırım Beyazıt bu esarete dayanamamış ve vefat etmiştir. Yıldırım Beyazıt’ın vefatından sonra çocukları arasında takt kavgası başlamış, Türk birliği bozulmuş, Osmanlı Devleti Balkanlarda toprak kaybetmeye başlamıştır. Bu döneme Fetret devri denilmektedir. 20 Yıllık bir fetret döneminden sonra Çelebi Mehmet devleti yeniden toparlayarak, yok olmaktan kurtarmıştır.

3. Birinci Dünya Savaşının hemen arkasından 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros mütarekesi imzalanmıştır. Bu mütarekenin imzalanmasından sonra, Kasım 1918’de İngiliz ordusu Musul’a girmiş, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar İzmir’i, 16 Mart 1920 tarihinde de müttefik devletler İstanbul’u işgal etmiş, İtalyanlar Anadolu’nun Güney batısı (Antalya, Muğla, Burdur, Akşehir, Konya) na, Fransızlar güneyi (Adana, Mersin, Osmaniye, Maraş, Antep, Urfa) ne girmişlerdir. Osmanlı Ordusu ortadan kaldırılmış, silah depoları İngilizlerin eline geçmiştir.

İste bu ahval ve şerait içerinde Başbuğ Büyük Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 tarihine Samsun’a çıkarak büyük Türk Milletinin önüne düşmüş, iç ve dış düşmanları söke söke Anadolu’dan atarak 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur.

4. Büyük Türk Milliyetçisi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan, demokratik, halk idaresine ve kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistem 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumla ortadan kaldırılmıştır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan parlamenter sistem kaldırıldıktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneten iktidar döneminde kısaca özetlediğimiz olaylar meydana gelmiştir.

a) Önceleri Hoca Efendi Cemaati, 15 Temmuz 2016 tarihinden sonrada FETÖ diye adlandırılan bir örgüt, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Türk yargı sistemine ve devletin bütün kademelerine yerleştirilmiş, okullarına, gazetelerine ve finans kaynağı olan bankalarına her türlü her türlü destek verilmiştir. Bu örgütün gerçek yüzü ortaya çıktığında da “Ne istediniz de vermedik” diye başta şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan sitem etmiştir. Millete de dönerek “Allah bizi affetsin, kandırıldık” ifadesini kullanmıştır. Bu kandırılmanın sonucunda da;

1. Türk Silahlı Kuvvetlerine kurulan kumpaslarla, Ergenekon, Balyoz vb. davalar açılmış, başta Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere ordumuzun yüzlerce subay ve generalleri tutuklanarak zindanlara atılmış, terör örgütü ilan edilmiştir. Tutuklanan bu subayların bir kısmı ölmüş, bir kısmı da emekliye sevk edilerek, silahlı kuvvetlerin içi boşaltılmış, boşaltılan yerlere FETÖ militanları yerleştirmiş, ordumuzun gücü dağıtılmış ve zayıflatılmıştır. Bütün bunlar olurken o dönemin

Başbakanı Recep Tayip Erdoğan “ben bu davanın savcısıyım” diye bilmiştir. Sonuçta bu davaların kumpas olduğu ortaya çıkmış, tutuklananlar serbest bırakılmışlardır.

2. Yine bu dönemde devletin sırlarının saklandığı “Kozmik Oda”ya girilmiş, devletin sırları ele geçirilmiştir.

3. Türk silahlı kuvvetlerine sızdırılan FETÖ militanları, teşkilatlanıp güçlenerek darbe yapacak hele gelmişler ve 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişiminde bulunmuşlardır. Bu darbeyi önlemek için tanklarını önüne dikilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 250 şehit binler yaralı vermiştir.

Yani kandırılmanın bedelini, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk vatandaşları ödemiştir.

b) Türkiye Cumhuriyeti devletini ve milletini bölüp parçalamak isteyen ve başta Amerika olmak üzere emperyalist uşağı ve bebek katili Abdullah Öcalan ve onun eli kanlı örgütü PKK ya açılım adı altında her türlü taviz ve destek anlamında aşağıdaki olaylar gerçekleşmiştir.

1. Habur Sınır Kapısında çadır mahkemesi kurulmuş, teröristleri affetmek için Türk savcı ve hâkimleri teröristlerin ayağına gönderilmiş ve onların rahatsız olmaması için Türk Bayrağı ve Atatürk resimleri duvarlardan indirilmiştir.

2. Devletin görevli memurlarını Oslo’ya gönderilmiş, PKK militanları ile bir masaya oturularak pazarlıklar yapılmıştır. Yapılan bu pazarlıklar sonucunda, PKK’nın faaliyetlerine göz yumulmuş, güvenlik güçlerimizin müdahalesi engellenmiştir. Serbest bırakılan PKK başta Diyarbakır olmak üzere hendekler kazmış, lojistik destekler sağlamış, vatanımızın Doğu ve Güney Doğu bölgeleri PKK’nın silah ve mühimmat deposu haline gelmiştir.

3. İmralı’da yatan Abdullah Öcalan’ın hapishane şartlarını iyileştiriş, onun mektupları Diyarbakır Meydanında PKK bayrakları altında ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve ekibin huzurunda okutulmuştur. Türk milletine her türlü hakareti yapan ve PKK sanatçısı olan Şivan Perver’e şarkılar söyletip, onunla birlikte pozlar verilmiştir.

4. 63 Akil adam bulunarak, açılım sürecinde PKK’ya verilen tavizler için vatandaşlarım ikna edilmeye çalışılmıştır.

5. Dolmabahçe Sarayı’nda PKK temsilcileriyle oturmuş, 10 maddelik bir mutabakat metni imzalanmıştır.

6. PYD militanları topraklarımız üzerinden Suriye’ye geçmesini sağlanmış ve yedikleri lahmacunların parası da devlete ödettirilmiştir.

7. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kuzey Irak’ta barınan PKK militanlarının iadesini istemiş, Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Mesut Barzani “ben Kürt’ün bir kedisini dahi vermem” diyerek Türkiye Cumhuriyetine kafa tutmuştur.

Ne yazık ki, aynı Mesut Barzani AKP kongresine davet edilmiş, kırmızı halılarla karşılanıp, konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkarken de “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atılmıştır.

Yine Barzani Türkiye’ye geldiğinde Türk Bayrağının yanına Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bayrağı asılmış, Irak’ın kuzeyinde ve sınırımızda bulunan Kürdistan Bölgesi olarak adlandırılan yer zımnen bağımsız devlet olarak tanınmıştır. Bir başka deyişle Irak, Suriye, İran ve Türkiye toprakları üzerinde kurulması düşünülen Büyük Kürdistan Devletinin ilk ayağı olan Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi zımnen de olsa tanışmış olmaktadır.

8. Barzani 2017 yılında Kuzey Irak’ta bir Kürdistan devleti kurmak için referandum kararı aldığında yine Recep Tayip Erdoğan “Bu yanlışa düşeceğine ihtimal vermiyorduk, yanılmışız” diye bilmiştir.

PKK konusunda yanılmış olmanın bedelini de yine Mehmetçik ve Türk Milleti ödemiştir.

c) Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesine Eş Başkan olan Recep Tayip Erdoğan, Amerika’nın Ortadoğu’ da Müslümanların kanını akıtmasına, canına ve namusuna kast etmesine, PKK’ya binlerce tır dolusu silah ve lojistik destek sağlamasına ve ülkemiz üzerinde her türlü karanlık oyunları oynamasına rağmen Eş Başkanlıktan ayrılmamış, Yahudilerden almış olduğu üstün cesaret madalyasını iade etmemiştir.

d) “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Lideri Rahmetli Rauf Denktaş’ı karşılarına alarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracak olan Annan planına destek vermişlerdir.

e) Yunanistan Ege Denizinde 18 adamızı işgal eymiş, üstler kurup Yunan bayrağı çekmiş bizim yöneticilerimiz görmemezlikten gelmiştir.

f) Kısaca ülkemizin hak ve menfaatleri korunamamış, başta Suriye olmak üzere bütün komşularımızla aramız açılmış, ülkemiz yalnızlaştırılmıştır.

g) Tabelalardan “Ne mutlu Türk’üm Türk” kelimesi, Resmi kurumlardan T.C. ibaresi ve okullarımızdan andımız kaldırılmış, Türk Milliyetçiliği ayaklar altına alınmış ve başta Atatürk olmak üzere Türk milliyetçilerine her türlü hakaretler yapılmış, Anayasamızdan Türk kelimesinin çıkarılması için siyasi mücadele verilmiştir.

h) Ülkemiz üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine geçilmiş, cumhuriyetimizin kazanımları olan bütün fabrikalar satılmış yaklaşık 500 milyar dolar borç alınmış, 2 milyar 100 milyon dolar vergi toplanmış, alınan bu borç, vergi ve satılan gayrimenkullerden elde edilen yaklaşık 70 milyar dolar yerli yerinde kullanılmamıştır. Ülkemize israf ekonomisi hâkim olmuş, soğandan patatese, etten bakliyata, canlı hayvandan samana kadar her şey ithal edilir durumu gelmiştir. Hayvancılık ve tarım ölmüş, sanayimizde can çekişmektedir.

İşte bu ahval ve şerait göz önüne alındığında ülkemizde bir beka sorunu vardır. Bunun sebebi de parlamentonun etkisiz hale getirilmesine, kuvvetler ayrılığın ortan kaldırılarak ülkemizin tek adam rejimine sürüklenmesine ve tarihte ilk defa Başbakanlık kurumunun ortadan kaldırılmasına çanak tutan Sayın Devlet Bahçeli ve ülkemizi idare eden kadrolar bu günkü kadrolardır. Yerel seçimleri de beka meselesi olarak ortaya atmakta topun taca atılmasıdır.

Umarım yeni bir Çelebi Mehmet çıkar, hırsları akıllarının önüne geçen siyasilerin elinden bu devleti alır, geri fabrika ayarlarına döndürür, hür ve bağımsız, sırtı pek karnı tok insanlar olarak ebediyete kadar yaşamasını sağlar.

Ne mutlu Türk’üm diyene. 25.03.2019

Dikkatinizi Çekebilir:
1 yorum
  1. Fehmi Aygün Diyor

    Cemal kardeşim teşekkür ederim Hislerime tercüman oldun.

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.