SONTURKHABER
Haber Portalı

BİR DAVA ADAMININ ARDINDAN

BİR DAVA ADAMININ ARDINDAN

4 Nisan Türk Dünyasının Başbuğ’u Alparslan Türkeş’in ölüm yıl dönümüdür. Her fani gibi Alparslan Türkeş’te 4 Nisan 1997 tarihinde hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mekânı cennet olsun

Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi Yukarı Köşkerli Köyünden göç ederek Kıbrıs’a giden bir ailenin çocuğu olan Alparslan Türkeş’in özelliği nedir ki? Türk Dünyasının başbuğu olmuştur.

Alparslan Türkeş, daha çocuk denilecek yaşlarda iken, Türklüğe ve Türk Dünyasına ilgi duy-maya başlamış ve ömrünü Türkçülüğe ve Türk Dünyasına vakfetmiştir.

Alparslan Türkeş, daha ortaokul öğrencisiyken Türk milliyetçiliği mücadelesine başlamış, bu mücadelesine de hakkın rahmetine kavuşuncaya kadar devam etmiştir. Rahmetli Başbuğ’un ortaokul-dan sınıf arkadaşı olan Dr. Fikret Alkan, Başbuğla ilgili hatıralarını anlatırken şunları söylemektedir.

“Ortaokuldayız. Müdürümüzün tayini çıkmıştı, nereye gitti bilmiyoruz? Yerine yeni bir İngiliz müdür geldi. Çam yarması gibi derler ya, işte öyle bir İngiliz. Sınıfa girdiği gün bizi şöyle bir iyice süzdü, süzdü, sonra gözü dolabın üzerindeki ipe asılı Atatürk’ün resmine takıldı… Yüzü buruştu, rengi değişti…

Çam yarması İngiliz müdür, dişlerini sıkarak bize döndü, eli ile Atatürk’ün resmini işaret ede-rek, ‘Çabuk şu resmi indirin’ diye bağırdı.

Hepimiz uyuşmuş gibiydik. Kimse yerinden kımıldayamıyordu. İngiliz Müdür aynı cümleyi üç defa tekrarladı. Fakat Atatürk’ün resmini indirmek için yerinden kıpırdayan bir Türk evlâdı olmadı. ‘İndirin şu resmi’ cümlesini son defa tekrarlayınca Türkeş kalktı ve İngiliz’e bağırdı: ‘Bize o resmi kimse indirtemez. Cesaretin varsa sen indir de görelim!’ İngiliz müdür öfkeden kıpkırmızı olmuştu. O çam yarması vücuduyla yay gibi fırlayarak bir sandalyeye çıktı ve ipi kopardı ki, daha inmesine fırsat kalmadan Türkeş yerinden fırladı sandalyeyi hızla iterek İngiliz’i yere düşürdü. Sonra bize dön-dü, ‘Çabuk olun, tutun ayaklarından’ diye bağırdı. Biz de söyleneni yaptık, müdürü karga tulumba Türkeş’le tutarak pencereden aşağı savuruverdik. Ertesi gün babası Ahmet Hamdi Efendi Türkeş’i okuldan aldı, Türkiye’ye götürdü. Biz de orada okuyup albay olduğunu duyduk.”1

Başbuğ Alparslan Türkeş’in ortaokul yıllarında başlatmış olduğu bu mücadele ömrünün sonuna kadarda devam etmiştir.

Ailesiyle birlikte Kıbrıs’tan, İstanbul’a göç eden Türkeş; Askeri Liseye girmiş, okulunu bitire-rek Türk Silâhlı Kuvvetlerinin şerefli bir subayı olarak göreve başlamıştır. Türkçülük ve Turancılık davasından biran dahi kopmayan Alparslan Türkeş’in evinde Nihal Atsız’ın bir mektubunun bulunma-sı üzerine 1944 yılında devrin iktidarı tarafından başlatılan “Irkçılık ve Turancılık” davalarına o da dâhil olmuş ve hücreye atılmış, işkencelere tâbii tutulmuştur. Yapılan yargılamalar sonucunda berat ederek Türk Silâhlı Kuvvelerdeki görevine geri dönmüştür.

CHP’nin tek parti döneminin sona erip, Demokrat Partinin iktidar olmasından sonra, ordu için-deki bir takım subay grubu ihtilâl yapıp, memleket idaresinin tekrar İnönü’ye devredilmesi için teşeb-büse geçmiş, Alparslan Türkeş’in de bu ihtilâlın içinde yer almasını istemişlerdir.

Alparslan Türkeş; ihtilâlı yapacak olan Milli Birlik Komitesi (MBK) içinde yer almıştır. Fakat iktidarın CHP’ye devredilmesini düşünmemektedir. Bu nedenle 7 maddelik bir program hazırlamıştır.

1. İhtilâldan sonra idareyi ele alacak olan Milli Birlik Komitesi tam manasıyla demokratik bir meclis olarak çalış-malıdır.

2. Milli Birlik Komitesi idare cihazı, siyasî gruplara karşı mutlak bir tarafsızlık göstermelidir.

3. Devrim adaleti, siyasî tercih ve tesirlerden uzak tutulmalıdır.

4. Seçim alelâcele değil, en uygun zamanda ve ortamda yapılmalı mutlak dürüstlüğe riayet edilmelidir.

5. Demokrat Partiye oy veren vatandaş kütlelerini suçlu görmek, siyasî haktan mahrum etmeyi düşünmek hatadır. Seçimin meşru ve dürüst sayılabilmesi için halka sadece seçme hakkı değil, tercih etme imkânı da verilmelidir. Hazırlanacak anayasada belirtilecek prensipleri benimseyen yeni partile-rin kurulmasına müsaade edilmelidir.

6. Seçimlere kadar geçecek süre içinde Milli Birlik Komitesi uzun yıllar köhnemiş siyasî kadro ve liderlerin oy kaygısı, zümre menfaati düşünmesiyle ele alamadığı ana milli davaları, halk vicdan ve idrakine sunacak ve bu konularda köklü reformlara girişecektir.

7. Milli Birlik Komitesi seçimlere kadar bir kurucu meclisle birlikte teşrii (Kanun yapma) or-ganı olarak görev yapacak, seçimlere Milli Birlik Partisi olarak girecektir.

MBK, 14 Eylül 1959 tarihinde faaliyete geçmiş, 27 Mayıs 1960 tarihinde de ihtilâlı gerçekleş-tirmiş, ihtilâlın kuvvetli Albayı Alparslan Türkeş, Başbakanlık Müsteşarı olmuştur. Alparslan Tür-keş’in müsteşarlığı döneminde, Türkiye’nin rotasını değiştiren ve hala günümüzde de önemini koru-yan Devlet Plânlama Teşkilâtı (DPT), Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Kurulmuş, bir çok yeni reformların da plânlaması yapılmıştır.

Ancak MBK içinde bulunan CHP yanlısı üyelerin yaratmış olduğu gerilim sonucunda, MBK üyeleri, 14’ler, 11’ler, 7’ler ve 5’ler olmak üzere 4 gruba ayrılmış, Alparslan Türkeş, Başbakanlık Müsteşarlığından istifa etmiştir.

Türkeş’inde içinde bulunduğu 14’ler grubu yurt dışına sürgün edilmiş, Alparslan Türkeş’te Hin-distan Yeni Delhi Büyük Elçiliğinde Müşavir olarak görevlendirilmiştir. Alparslan Türkeş, Hindis-tan’da da boş durmamış, Türkçülük ve Türk Dünyası ile olan ilişkisini kesmemiş, Hindistan’da tespit etmiş olduğu 300 Türk köyü ile yakinen ilgilemiştir.

Arkadaşları ve Türkiye ile de bağını koparmamış, mektuplaşarak Türkiye’de ve dünyada mey-dana gelen olayları takip etmiştir. Bu cümleden olarak MBK Başkanı Cemal Gürsel’e mektup yazarak Adnan Menderes ve arkadaşlarının asılmamasını istemiş ve idam edilmemeler için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Ama ne yazık ki, siyasî rakiplerinin yaratmış olduğu bir algı ile siyasî hayatın boyunca Menderesi asan adam olarak suçlanmıştır.

Alparslan Türkeş, daha Yeni Delhi’de iken Türkiye’de bir Türkçü partinin kurulması çalışmala-rına girişildi ise de muvaffak olunamamış, Nihal Atsız’ın desteği ile 1962 yılında “Türkçüler Derne-ği” kurulmuştur

22 Şubat 1963 tarihinde yurda dönen Türkeş, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ne gi-rerek siyasetin içinde yer almıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu Türkçülük temeli üzerine inşa edildiği ve Türkçülüğün bir parti içine sıkıştırılmaması düşüncesiyle Alparslan Türkeş’e kadar Türkçülük üzerine kurulan bir parti hayata geçirilememiştir. Ancak, Atatürk’ten sonra memleketi idare eden tek parti döneminde Türkçü-lüğe ve Türk milliyetçiliğine karşı hasım hane davranışların meydana gelmesi, Türkçülükten ve Türk

milliyetçiliğinden uzaklaşılması Alparslan Türkeş’i Türk milliyetçiliği temelimde bir parti kurmaya mecbur etmiştir. Bunu da su sözlerle ifade etmiştir. “Atatürk’ün kurmuş olduğu CHP, kuruluş ilkele-rinden vazgeçmeseydi, bizim MHP’yi kurmamıza ihtiyaç kalmazdı” demiştir.

Alparslan Türkeş, CKMP’nin adını Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olarak değiştirerek siyasi hayatına devam etmiş ve Türkçülüğün ilk siyasî partisini kuran Alparslan Türkeş, Türkçülüğe iki, Türk siyasetine üç yenilik getirmiştir.

· Türkçülüğe, Türkçülerin bir siyasî organizasyon bünyesinde toplanması ve birlik ve beraberlik için hareket etmenin zarurî olduğunu,

· Siyasete, Türkçülük ve milliyetçilik temeli üzerine kurulmuş bir partinin girmesini sağlamış, siyasî partilerin bir felsefesinin, bir doktrininin ve parti içi demokrasinin olması gerekliliğini,

Ortaya koymuştur.2

Türk siyasî hareketine kazandırmış olduğu bu yeniliklerin hayat geçmesi için ömrünün sonuna kadar mücadele etmiş, yeryüzünde yaşayan bütün Türklerin hür ve bağımsız olarak yaşaması ülküsü yolunda gayret göstermiş, teşkilâtlar ve organizasyonlar kurmuş, partiyi “Dokuz Işık” gibi bir doktrine kavuşturmuş, parti içinde demokrasiyi hayata geçirmiş, 2. Evliliğini bile partinin genel idare kurulu kararı ile yapmıştır.

İste bu disiplinli, ilmi gerçeklere dayanan dünya görüşü, sağlam ve güvenilir bir teşkilât yapısı-na sahip olması sebebiyledir ki Türk siyasî hayatında yer almış, 3 milletvekiliyle Türkiye Büyük Mil-let Meclisine girdiği dönemlerde dahi Türkiye’nin idaresinde söz sahibi olmuştur.

Her dönemde devletimizi idare edenler tarafından suçlanan, işkence gören Alparslan Türkeş, bir gün olsun devletine küsmemiş, devletin ve milletin hür ve bağımsız olarak mutlu, müreffeh bir hayat sürmesi, yeryüzünde yaşayan Türklerin bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etmiş bir liderdir. Bu amaçla, Türk kurultayları toplamış, Turan Birliğinin kurulmasının öncülüğünü yapmış, Erciyes’te topladığı kurultaylarla da Türk gençliğine ve Türk milletine bu yönde demeçler vermiştir.

4. Nisan 1997 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşan Alparslan Türkeş için Türkiye ağlamış, Türk Dünyası ağlamış, Türklerin bulunduğu her yerde gıyabî cenaze namazları kılınmıştır. Ankara’da ise mahşeri bir kalabalıkla Beştepe’de ki anıt mezarına defnedilmiştir. Mekânı cennet olsun. Nurlar içinde yatsın.

İşte bu nedenlerle Alparslan Türkeş, Türk Dünyasının Atatürk’ten sonra gelen II. Başbuğu’dur. Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini Türkçülük ve Türk milliyetçiliği üzerene kurmuştur. Başbuğ Alpars-lan Türkeş’te Türk siyasetini Türkçülük ve Türk milliyetçiliği üzerene dizayn etmiştir.

Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldım diyenler, Türk yerine “Türkiyelilik” veya Türk kelime-sini kullanmamak için “tek devlet, tek millet” diyenler bu gün eğer Türk Milletinden bahsedecek sevi-yeye gelmişse Alparslan Türkeş’in siyasi felsefesinin Türk Milletinde görmüş olduğu kabulden dola-yıdır.

Gerçekte budur, Alparslan Türkeş’in ideal ve felsefesine sahip bir lider çıktığı zaman, , Baş-buğ’un dediği gibi “bu milleti çağlar üzerinden sıçratarak, medenî milletlerin önüne geçirecek” kadro-lar ülkücü camianın içinde vardır. Bir gün bu bozkurt’un ortaya çıkacağına imanım tamdır.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

04.04.2020

Cemal YAVUZ

NOT: Konu ile ilgili daha geniş bilgileri, yakında yayımlanacak olan “BİR DAVA İKİ LİDER” isimli kitabım da bula bilirsınız

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.