SONTURKHABER
Haber Portalı

HAİNLER KAHRAMAN, KAHRAMANLAR HAİN Mİ OLDU?

Son zamanlarda ülkemizde, öyle olaylar cereyan etmeye başladı ki; kim hain, kim kahraman tanıyamaz olduk, kafamız karıştı.  Sol cenaha bakıyoruz, hem Atatürkçüyüz diyor, ama Atatürk’ün, 6 Ağustos 1929 tarihinde Eskişehir İstasyonunda  yaptığı konuşmada “şurası unutulmamalıdır ki, Türk âleminin en büyük düşmanı komünistliktir…. Her göründüğü yerde ezilmeli »[1] sözünü hiç dikkate almıyor, ömrünü komünizme hizmetle geçiren Nazım Hikmet Ran’ı kahramanlaştırmaya çalışıyorlar.

Büyük bir vatansever olarak gösterilen ve adına devamlı methiyeler düzülen, doğum ve ölüm yıl dönümlerinde anma etkinlikleri düzenlenen, adı sokak ve salonlara verilen Bu Nazım Hikmet Ran kimdir?

Nazım Hikmet’in babası Fransız kökenli, protestan mezhebine bağlı Magdeburglu Karl de Trois soyuna mensup Mehmet Ali Paşa’nın torunu Hikmet Bey, annesi Celile Hanım da asıl adının Kostanty Borzecki olduğu bilinen Polonya asıllı bir Yahudi olan Mustafa Celâlettin Paşa’nın torunu olduğu bilinmektedir. Hikmet’in dedeleri başarısızlıkla sonuçlanan 1848 Polonya ve Macaristan devriminden kaçarak Türkiye’ye gelip yerleşen mülteci dönmeleridir. Bu gerçekleri teyit eden Nazım Hikmet’in dizeleri şöyledir:


Lehistan’dan gelmiş dedelerimden biri…
Göğsümüzü kabartmıyor değil
Dedelerimden birinin Lehli oluşu…[2]

Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902 yılında Selanik’e doğmuş,  1913 yılında Galatasaray İlkokuluna başlamış, 1917 yılında Heybeliada Bahriye Mektebi’ne girmiştir. Sağlık nedeniyle Bahriye Mektebi (Deniz Harp okulu)  nden ayrılmak zorunda kalmıştır. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya geçmiş, Bolu’ya öğretmen olarak atanmıştır. Ancak öğretmenlik yapmayarak 1921 yılında Moskova’ya kaçmıştır.[3]

En yakın arkadaşı Vâlâ Nurettin Nazım Hikmet’i şu şekilde anlatmaktadır. “1921 Ocak ortalarına kadar koyu milliyetçi ruhta olan şair Nâzım Hikmet’e ilk olarak Komünizm fikrini telkin eden kişi Sadık Ahi adındaki faal bir komünisttir. Sadık Ahi komünizmi överken;  Rusya’da para ve geçim sıkıntısı olmadığını; gençliğin faaliyet gösterdiği teşkilâta Komsomol, çiftliklere Kolhoz, köylülere Mujik, Lenin taraftarlarına Bolşevik dendiğini, bu sistemin er geç Türkiye’de tatbik edileceğini söylemiştir. Bu telkinlere oldukça çabuk kanan Nazım Hikmet, aynı yıllarda İstanbul’da yayınlanan kadrosunda Sadık Ahi’nin de bulunduğu “Aydınlık” isimli komünist derginin özel gençlik sayısında ilk defa komünizmi öven bir şiirini “Komsomol” başlığı altında yayınlamıştır.”

Rusya’ya İlk Kaçışı:

Nazım Hikmet 1921 yılının Ekim ayında 19 yaşındayken İstanbul’dan Rus Mültecisi götürmekte olan bir gemi ile gizlice Batum’a oradan da önce Tiflis’e daha sonra Moskova’ya gitmiştir.

Nazım Hikmet’in Türkiye’den kaçışı, kendisine hocalık etmiş olan Ekber Babayev’in hazırladığı ve Sofya’da Türkçe olarak basılan “Nazım Hikmet” adlı kitapta şöyle anlatılmaktadır: “Anadolu’ya işgal altındaki İstanbul’dan geçişimde ve bilhassa Bolu’ya gelip, halkla hele köylü ile yakından temasımda, Sovyet Rusya’da olup bitenleri kulaktan duyup, Marks’ın Lenin’in isimlerini de işittiğimde şiirde yeni şeylerin, şimdiye dek söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi gerektiğini sezdim… Bolu’dan Trabzon’a geldiğimde Sovyet Rusya’ya geçmek maksadıyla, Batum’a geldim. Sovyet Realitesiyle temas ettim. Bir yandan da kızıl ordu şiirini yazdım.

Batum’dan Moskova’ya gelişte açlık mıntıkasından geçtik. Gördüklerim üzerimde çok tesir etti. Fakat böyle bir açlığın dahi inkılâbı yıkamayacağını haykırmak istedim. Açların Göz Bebeklerini yazdım.”

Aynı kitabın 16. sayfasında ise Nazım Hikmet aynen şunları söylüyor: “O devirde Marks, Engels ve Lenin’le haşır  neşirdim. Üç üstat, üç bilgin, üç devrimci değil, üç büyük ama çok büyük bir sanatkârdı benim için. Lenin’in kitaplarını doğrudan sahneye koymak istiyordum. Bu istek şiirde de beni aynı işi yapmaya götürmüştür.”

Rusya’da yabancılık çekmeyen Hikmet’i karşılayanlar arasında Türk komünistler Ahmet Cevat (Emre), İsmail Hakkı (Kayserili) gibi isimler vardır. Moskova’da Bolşevikler tarafından devletleştirilen bir otele yerleştirilen Hikmet, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) kaydolmuştur. KTUV Üniversitesi’ni sık sık ziyaret eden ihtilâlcı şair Mayakovski’yi dinleyen Hikmet, Ondan etkilenerek ölçü, kafiye yoksunu ihtilâlcılara methiyeler düzen hilkat garibesi şiirler yazmaya başlamıştır.

Türkiye’ye Dönüşü

Girmiş olduğu Üniversitede komünist ve enternasyonist olmak için din ve milliyet duygularından uzaklaşıp ona karşı gelmeyi öğrenen Nazım Hikmet, 1924 yılında (Kurtuluş Savaşının sona erip, Türkiye’nin bağımsızlığını kazandığı yıllarda) Türkiye’ye dönmüştür.

Nazım Hikmet Türkiye’ye dönüşünü şu şekilde anlatmaktadır. “Memlekete döndüm. Memlekette parti faaliyetleri (Komünist Partisi) yüzde doksan sekiz gizli idi. Fakat bazı açık neşriyat yapma imkânı vardı. Artık şiirlerimi (Rusya’da ki gibi) tiyatro sahnesinden işçilere yüksek sesle okumam imkânsızdı. Fakat onları açık olarak ve hapse girmek pahasına bastırmak imkânı vardı. Bu durum hem şiirimin muhtevasına

Eğer bunlar demokrasi ve fikir özgürlüğü adına yapılıyorsa, benim hırsızım seninkinden daha iyidir mantığından vazgeçilerek karşı düşüncede olanlar içinde aynı hassasiyet gösterilmelidir.

Bunun en son örneği, Bir Türk Âlimi olan Prof. Dr. Mustafa Kafalı Hoca’nın ölümüdür. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, İstanbul, hem de şekline tesir etti.”

Türkiye’ye geri dönen Nazım Hikmet, Türkiye Komünist Partisi kurucularından biri olmuş ve bu partinin üyeliğini yapmıştır. Yazdığı makale ve şiirlerde komünizm lehine propaganda çalışmaları yapmıştır. Bu çalışmalarından dolayı hapis yatmıştır.

Rusya’ya Son Kaçış:

1951 yılında çıkarılan genel af sayesinde tahliye edilen Nazım Hikmet, Sovyet şilebi ile o çok sevdiği memleketine Rusya dönmüştür.  Bu kaçıştan sonra da Türk vatandaşlığından çıkartılmıştır.  Moskova hava limanına indiğinde kendisini karşılayan Rus resmi haber ajansı İnter Tass’a aynen şu şekilde konuşmuştur: “O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. Ben Sovyetler Birliği’nin çocuğuyum. Bugün memleketimin halkı Amerikan Emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk Halkı, Amerikan üniforması giydirilerek Kore’ye katil olmaya gönderilmektedir. (…) Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. Beni Stalin yarattı. Her şeyimi ona borçluyum…” demiştir.

            Kendisinin Polonya ırkından geldiğini her zaman dillendiren Nazım Hikmet, Rusya’ya kaçışından sonra kendisinin gerçek kimliğinin Sovyet kimliği olduğunu söylemiş ve Sovyet vatandaşı olmak için liderlere mektuplar yazmıştır. İşte 7 Aralık 1961 tarihli Sovyet lider Nikita Sergeyeviç’e yazdığı mektup:

“Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç,

19 yaşından beri yalnızca kalbim ve kafamla değil geçmişimle de Sovyetler Biriği’ne bağlıyım. Bolşevik Partisi’ne ilk olarak 1923 yılında üye oldum. Ardından 1924 yılında yine Moskova’da, 1925 yılı başında Türkiye Komünist Partisi üyesi oldum. Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ni bitirdim ve parti işleri için Türkiye’ye gittim. 1925 yılı sonunda Ankara’da yer altı çalışmaları gösterdiğim için gıyaben 15 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Sonra yine Moskova’ya döndüm. 1928 yılında Türkiye’de parti işleriyle uğraştım. O zamandan 1950 yılına kadar toplam 56 yıl hapis cezasına çarptırılmama karşın toplam 17 yıl ceza evinde kaldım. Başta Sovyet halkı olmak üzere ilerici insanların mücadelesi sonucu ceza evinden çıkarıldım. Ben sayılı komünist şairlerdenim. Çok mutluyum. Çünkü büyük Ekim devriminin 5. yıl dönümünü Moskova’da kutladım. Bunun için şiir yazdım. SBKP’ (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) nin 22. kongresini kutladım. Bu nedenle de şiir yazdım. Artık on yıldır Moskova’da yaşıyorum. Ailem de yanımda. Bütün Sovyet halkı gibi buradaki yaşama alıştım. Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç yardım edin, ben Sovyet vatandaşı olmak istiyorum.

En iyi dileklerimle.

Saygılarımla
Nazım HİKMET
7 Aralık 1961”[4]

            Türk Milletinin kurtuluş mücadelesi verdiği yıllarda, Türk çocuklarını eğitmek yerine kaçıp Moskova’ya giden ve orada komünizm eğitimi görerek tekrar Türkiye’ye dönen ve komünizm faaliyetleri içinde yer alarak, ay yıldızlı bayrağımızın yerine orak çeki çekmek isteyen Nazım Hikmet bunla da kalmamış, “ 28 Kanuni Sani” şiirinde

Trabzondan bir motor açılıyor.

Sa-hil-de-ka-la-ba-lık!

Motoru taşlıyorlar.

Son perde başlıyor!

Burjuva Kemal’in omzuna binmiş,

Kemal, kumandanın kordonuna,

Kumandan kâhyanın cebine inmiş

Kâhya adamlarının donuna uluyorlar

Hav… Hav… hak… tü”

Nazım Hikmet’e göre Mustafa Kemal, burjuvadır ve ulumaktadır

[1]  UCA Alaattin, “Atatürk  ve Komünizm” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S.15, Erzurum, 2000, s.346

[2] KARAHİSARLI  Abdullah, “Nazım Hikmet Gerçeği” Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları, Altaylı net. www.altayli.net. ( ET: 07.10.2019)

[3]  Kim Kimdir, Nazım Himmet Ran, http://www.kimkimdir.gen.tr/( ET: 07.10.2019)

[4]  KARAHİSARLI Abdullah, Adı geçen makale

Kemal, kumandanın kordonuna,

Kumandan kâhyanın cebine inmiş

Kâhya adamlarının donuna uluyorlar

Hav… Hav… hak… tü”

Nazım Hikmet’e göre Mustafa Kemal, burjuvadır ve ulumaktadır

yermekte, “Öbür yanda toprağın efendisi fakir kentlidir” dizleriyle de Stalin Rusya’sını övmektedir.

            “Seni Düşünüyorum” ve “Asker Kaçağı” şiirlerinde askerden kaçmayı önermekte ve Jandarma ile çatışmalarını istemektedir. “Mektup” adlı şirinde ise Kore’de savaşan Türk askerlerine seslenerek, Türk askerinin Çin veya Köre askerlerine teslim olmasını istemektedir. “İzmirli Teğmen” adlı şiirinde de dağa çıkmayı ve isyanı savunmaktadır.[1]

            “Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. Beni Stalin yarattı. Her şeyimi ona borçluyum…” diyen Nazım Hikmet 1937 de Kurtuluş Destanını yazmıştır. Ama o destanın yazılışında bir katkısı yoktur. O destanı yazan Türk Milleti, Anadolu’da var oluş yok oluş mücadelesi verirken, o Moskova’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin varlığının mücadelesini vermiş, milyonlarca Türk’ü katleden Lenin’in ve Stalin’in uşaklığını yapmıştır.  Daha birçok Lenin ve Stalin’e övgü, Atatürk’e de hakaret dolu söz ve şiirlerine rastlamak mümkündür.

            Ülkemize döndükten sonra da, Atatürk döneminde Atatürk’e karşı yer altı mücadelesi verdiğini Nikita Sergeyeviç’e yazdığı mektupta kendisi itiraf etmektedir.

Ölümü ve Vasiyeti   

Saime Göksu ile Edward Timms’in “Romantik Komünist Nazım Hikmet’in Yaşamı ve Eserleri” kitabında Hikmet’in vasiyetine ait bir açıklama yer almıştır:  Nazım Hikmet’in imzasının bulunduğu vasiyetnamenin metni şöyledir:

Moskova şehri, 1959 yılı Eylül ayının onu. Ben yurttaş Hikmet-Borjentski Nazım, Moskova kentinde 2. Pesçanaya Sokak, 6. ev, 112 dairede oturan kişi bu vasiyetname ile ölümüm vukuunda aşağıdaki hususların yapılmasını vasiyet ediyorum: Bütün yazınsal yapıtlarımın ve onların yeni baskılarının yazarlıktan doğan teliflerini aşağıdaki kişilere vasiyet ediyorum:

Türkiye’de İstanbul şehrinde Kadıköy’de Cevizlik Sokak 31 numarada yaşayan karım Münevver Andaç’a ve oğlum Mehmet Andaç’a gelirlerimin yüzde 75’ini bırakıyorum. Türkiye Komünist Partisi’ne, onların temsilcilerinin şahsında gelirimin yüzde 25’ini bırakıyorum.

Bu dizelerin de kanıtladığı gibi Nazım Hikmet mülteci bir aileden gelmiş olarak 1902 yılında Selanik’te doğmuş ve 1963 yılında Moskova’da ölmüştür.[2]

Diğer Yandan

 Ne yazık ki, Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyet’inde yöneticilik yapan ve kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan belediye başkanlarının, başta Nazım Hikmet olmak üzere Atatürk’e hakaret eden sair ve yazarlara ilgi göstermekte, salon ve sokaklara onların adını vererek onları kahramanlaştırmaktadırlar.

Diğer yandan da baktığımızda başta Kadir MISIROĞLU olmak üzere kendisini İslâmcı şair ve yazar olarak tanımlayan,  Atatürk ve ailesine çeşitli iftira ve hakaret dolu sözler söyleyip ve yazılar yazanlara rastlamaktayız. Bunlar da yine bu devleti yöneten Meclis Başkanı, Bakanlar ve Cumhurbaşkanı tarafından ziyaret edilmekte, cenazelerine katılımda bulunmaktadır.

 Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU’NUN seçim çalışmalarında ülkücü bir aileden geldiğini meydan meydan anlatılmış, ülkücülerin oyları alınmıştır. Ama ne yazık ki, Sayın İMAMOĞLU, belediye başkanı seçildikten sonra, Diyarbakır’a gitmiş, görevden alınan HDP’li Belediye Başkanlarını ziyaret etmiş, Paris’e gittiğinde de PKK’yı destekleyen, Türk Milletine hakarette bulunan Ahmet KAYA ile Türk Savcısını vuran katil Yılmaz GÜNEY’İN mezarını ziyaret etmiş, ama Mustafa KAFALI Hocanın cenazesine ne kendisi, nede partisi bir taziye mesajı bile göndermemiştir.

Sonuç olarak; Atatürk’e, Türklüğe ve Türk milletine hakaret eden, terörü ve terörizmi destekleyenlerden kahraman olmaz. Olsa olsa bir hain olur. Hainleri kahraman, kahramanları hain ilân etmeyelim. Bu gelecek nesillerimiz için çok kötü sonuçlar doğru bilir.

NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYE

                                                                                            12.10.2019

                                                                                            Cemal YAVUZ

[1]  ÖZDAĞ Ümit; “Nazım Hikmet’e Özür Dilemek” (G.T. 25 Ocak 2014 www.yenicaggazetesi.com.tr/nazim-hikmetten-ozur-dilemek-29553yy.htmÜmit ÖZDAĞ (ET. 07.2019)

[2] KARAHİSARLI Abdullah, Adı geçen makale

 

Dikkatinizi Çekebilir:

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.