Baskı altında tiyatro ve festivaller
SonTurkHaber.com, Halktv kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
Aytun Aktan
Türkiye’de sokak tiyatrosu ve ezilenlerin tiyatrosu konularında uzun yıllardır çalışan dostumun İran tiyatrosu hakkında paylaştıkları oldukça ilgi çekiciydi. Ben de sinemasına daha tanışık olduğumuz İran’ın tiyatrosunda neler oluyor diye bakmak istedim.
Hayal edin; Marivan’ın dar sokaklarında, bir yaz akşamı… Çocuklar, kadınlar, yaşlılar sokakta toplanmış; evlerin balkonlarından seyirciler sarkıyor. Bir tiyatro topluluğu, çemberin ortasında oyuna başlıyor. Dekor yok, ışık yok, sahne perdesi yok. Seyircinin merakı, oyuncunun cesareti oyunun tek dekoru. İran’da tiyatronun bugünkü hali tam da bu sahneye benziyor, baskının gölgesinde ama dirençle, yaratıcı bir ısrarla var olma mücadelesi.
Türkiye’de koltuklarımızda, rahatımız yerinde sanarak seyrettiğimiz tiyatro oyunlarında her gün o koltuklar farklı sebeplerle eksilmekte, sahneler kapanmakta. Komşumuz İran’da ise tiyatro, her an polis baskınına uğrama ya da bir gece içinde yasaklanma riskiyle karşı karşıya. Ama tüm bunlara rağmen tiyatro her yerde, sokakta, apartman dairelerinde, bodrum katlarında, terk edilmiş fabrikalarda sahnelenmeye devam ediyor.
İran’daki iki önemli tiyatro festivalinden ve içeriklerinden bahsetmezsem olmaz. Bu festivallerin en büyüğü Fadjr Uluslararası Tiyatro Festivali. 1983’ten beri düzenleniyor. Seyirci ilgisi oldukça yüksek. Öyle ki bazı oyunlarda salonlar doluyor, insanlar balkonda ayakta kalıyor. Ancak seyircinin bu yoğun ilgisi, festivale resmî damgasını vuran ‘‘sansür’’ gerçeğini değiştirmiyor. Politik içerikli işler çoğu zaman seçkiye alınmıyor. Fadjr, İran tiyatrosunun vitrinini sergilese de sanatçıların tüm yaratıcılığını yansıtamıyor. Çünkü festivalin adı, İran Devrimi’nin yıldönümünü simgeleyen Fadjr yani şafak kelimesinden geliyor. Amaç, İslami Cumhuriyet’in kültürel söylemini sanat yoluyla pekiştirmek. İlk yıllarda yalnızca yerli oyunlara yer verilen festivalde resmî ideolojiyi destekleyen metinler öne çıkarılırdı.
Zamanla festival uluslararası bir kimlik kazandı. 1990’larda farklı ülkelerden topluluklar davet edilmeye başlandı. İtalya’dan Teatro Potlatch, Mısır’dan el-Warsha, Almanya’dan modern yorumlarla sahnelenen Hamlet gibi yapımlar bu dönemde İran sahnesine taşındı. Böylece festival, İran’ın dünyaya açılan kültürel penceresi hâline geldi. Bugün festival, ulusal ve uluslararası oyunlar, sokak tiyatrosu, radyo tiyatrosu, kukla tiyatrosu, hatta tiyatro fotoğrafçılığı gibi farklı bölümlerden oluşuyor.
Bu festival, İran Kültür Bakanlığı’nın gözetiminde ve Dramatic Arts Center of Iran’ın organizasyonuyla gerçekleşiyor. Bu da demek oluyor ki seçilecek oyunların sınırlarını devlet belirliyor. Politik içerikli, rejimi eleştiren ya da kadınların özgürlüğü gibi konuları doğrudan işleyen oyunların festivale alınması neredeyse imkânsız. Bu yüzden birçok sanatçı, festivalin resmi yüzünü eleştiriyor. Onlara göre Fadjr, “İran tiyatrosunun yaratıcı enerjisini değil, devletin izin verdiği kadarını” sahneye çıkarıyor. İran’da Fadjr, aynı zamanda devletin “kontrollü kültür politikası”nın bir parçası. Tüm bu sınırlamalara rağmen festival, İran tiyatrosunun en önemli sahnesi olmayı sürdürüyor.
Bir diğer önemli festival ise repertuvarı daha özgür olan Marivan Uluslararası Sokak Tiyatrosu Festivali. İran Kürdistanı’nda, Irak sınırına yakın bu kent, her yıl sokak tiyatrosuna ev sahipliği yapıyor. Yerel halk sadece seyirci değil, aynı zamanda festivalin ev sahipleri. Evlerin pencerelerinden oyun izleniyor, sokak başlarına sandalyeler çekiliyor, halk gösterilere coşkuyla katılıyor.
Festivalin uluslararası boyutu da güçlü. Türkiye’den, Irak’tan, Avrupa’dan gruplar katılıyor. Konuk toplulukların kendi ana dillerinde sergiledikleri oyunlara seyircinin oyunun dilini anlamasa da jestlere, müziğe, mizaha coşkuyla reaksiyon vermesi tiyatronun evrensel dilinin belki de en somut örneğini oluşturuyor. İran’da sokak tiyatrosu, “özgürlük için kamusal alanı geri almak” anlamına geliyor. Marivan, bu nedenle yalnızca bir festival değil, bir direniş biçimi.
İran tiyatrosunun özgürlük talebindeki en önemli teması, hiç kuşkusuz kadınlar. Zorunlu başörtüsü, kamusal alanda bedenin kontrolü, devlet şiddeti ve sansür sahneye tekrar tekrar taşınıyor. Mahsa Amini’nin ölümünden sonra bu mesele, sinemada olduğu gibi tiyatroda da daha çok yer almaya başladı.
Tiyatro, baskı rejimlerinde yalnızca sanat değil; nefes almak, var olduğunu söylemek, bir kimlik talebini dillendirmek demek. Bu yüzden İran’daki sahneler bize çok şey söylüyor: Yasakların, baskıların olduğu yerde sanat, kendine yeni yollar bulur. Tıpkı karanlık bir bodrumda yanan mum gibi… Küçük ama inatçı bir ışıkla. 103. yılında, seküler yaşamın Türkiye için ama özellikle kadınlar için ne kadar önemli olduğunu hatırlayarak, 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızı kutluyorum. İyi hafta sonları.


