CHP’li hukukçulardan İstanbul İl Kongresi iddianamesine sert eleştiri: Hukuk değil propaganda
Halktv sayfasından alınan bilgilere göre, SonTurkHaber.com açıklama yapıyor.
CHP İstanbul seçiminde, oylamaya hile karıştırıldığı iddiasıyla aralarında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da bulunduğu 10 kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
CHP kurultayına ilişkin davanın ikinci duruşmasından sadece 16 gün önce açıklanan iddianame için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, "Cumhuriyet Halk Partisinin 2023 yılı Ekim ayında gerçekleştirdiği İstanbul İl Başkanlığı seçiminde usulsüzlükler yapıldığına ilişkin iddialar kapsamında 10 şüpheli hakkında Siyasi Partiler Kanunu 112 maddesinde belirtilen suç ile ilgili kamu davası açılmıştır. Kamuoyuna duyurulur" ifadelerine yer verildi.
Kurultay davasına 16 gün kala çok konuşulacak adım! CHP il kongresi için iddianame hazır
CHP'li hukukçular, iddianamede şüpheli listesi, suçlama maddeleri ve delil özetlerinin bulunduğunu, ancak metnin tanık beyanlarından uzun alıntılarla örüldüğünü belirtti. Bu yaklaşımın, tarafsız bir delil aktarımından ziyade savcılığın tezini güçlendiren bir “propaganda metni” havası yarattığına dikkat çekildi.
CMK 170/3 maddesinin, iddianamelerde “yeterli şüphe” oluşturacak somut delillerin ortaya konulmasını zorunlu kıldığını hatırlatan hukukçular, mevcut dosyada bunun sağlanamadığını dile getirdi. Delillerin büyük ölçüde tanık ifadeleri ve deşifre edilmiş ses kayıtlarına dayandığına işaret etti.
SES KAYITLARININ KAYNAĞI BELİRSİZİddianamede yer alan en kritik delil, savcılığa ulaştırılan bir CD oldu. Ancak bu kaydın nasıl elde edildiği, hukuka uygun olup olmadığı, kesintisizliği veya montaj ihtimali hiç tartışılmadı. Hukukçulara göre bu durum, CMK 206 ve 217’deki “hukuka aykırı delil yasağı”na aykırılık riski taşıyor.
Bilirkişi raporunda seslerin şüphelilere “benzerlik” gösterdiği belirtilmiş, ancak kesin teşhis yapılmamış. CHP’li hukukçular, “benzerlik” kavramının ceza hukukunda mahkûmiyet için yeterli olmadığını vurguluyor.
“TAHMİNE DAYALI EŞLEŞTİRMELER”Deşifre edilen konuşmalarda isimler açıkça geçmediği için şüphelilerle tahmine dayalı eşleştirmeler yapıldığı iddianamede yer buldu. “Panamera arabası vardı demesinden Fahrettin Çırak olduğu anlaşıldı” gibi ifadeler, hukukçulara göre hukuk tekniği açısından son derece sorunlu.
Butlan davası için 'parti yönetilmek zorunda' dediği iddia edilen Kılıçdaroğlu'ndan açıklama
Hukukçular, iddianamenin bel kemiğini oluşturan tanık beyanlarının kendi içinde çelişkiler barındırdığına dikkat çekti. Örneğin, Veli Gümüş ilk ifadesinde “para teklif edildi ama almadım” derken, ek ifadesinde “parayı aldım” dedi. Bu farklılıklar, beyanların güvenilirliğini zayıflatıyor.
Ayrıca tanık Tolgahan Erdoğan’ın sunduğu “liste”nin içeriği doğrulanmadan dosyaya eklenmiş olması da eleştirildi.
SOMUT KANIT YOKHukukçular, para teslimine dair herhangi bir görüntü, dekont ya da belge bulunmadığını, seçim sonuçlarının iddia edilen usulsüzlüklerden etkilenip etkilenmediğine dair de hiçbir analizin yapılmadığını belirtti.
HTS raporlarının yalnızca CHP’liler arası iletişim varlığını gösterdiğini, suçun işlendiğini kanıtlamadığını ifade eden hukukçular, iddianamenin belli bir niyetle hazırlandığına vurgu yaptı.
Hukukçular, iddianamenin özellikle Özgür Çelik ve Rıza Akpolat gibi kamuoyunda bilinirliği yüksek isimleri ön plana çıkardığını belirtti. Bu yönüyle iddianamenin siyasi bağlamı öne çıkardığı, bu durumun da “siyasi motivasyon şüphesini” güçlendirdiği vurgulandı.
İddianame kapsamında kimi isimler için KYOK (kovuşturmaya yer olmadığı kararı) verilirken, yalnızca belirli siyasi aktörlerin dosyaya dahil edilmesi hukukçulara göre soruşturmanın seçici yürütüldüğünü gösteriyor. “Aynı iddialarla adı geçen kişiler arasında ayrım yapılıp sadece bazıları hakkında dava açılması, objektiflik ilkesini zedeliyor” değerlendirmesi yapıldı.
İddianame boyunca çok sayıda tekrar bulunduğunu belirten hukukçular, metnin teknik bir hukuk belgesinden ziyade “basına servis edilmeye hazır bir siyasi metin” görüntüsü verdiğini dile getirdi.


