Erzincan kampı: Bilimin hâkim olduğu dünyaya rağmen Beşerî Şiir in bestesinin inşa edildiği kamp Yusuf Kaplan
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, SonTurkHaber.com haber yayımlıyor.
MTO Akademik Yaz Kampları’mız muhteşem geçiyor. Erzincan’da bilim felsefesi ve eğitim felsefesi kamplarımızla birinci sınıf makale sunumlarına tanıklık ettik. MTO, hem entelektüel hayatımıza hem de akademik hayatımıza ruh ve kalpte getirmeye bu yaz sıcaklarına aldırış etmeden bütün hızıyla devam ediyor. MTO Erzincan Kampı’mızı Vuqar Azizov’un kaleminden aktarıyorum.
***
Günümüzde bilim felsefesine doğru düzgün bir giriş yapılamıyor. Çünkü bilimin biçimsel yapısı felsefi alt yapıyı yıkmıştır. Zemin kaybı, durduğumuz yerin kaygan olduğunu, bilimin durduğu yerden bakarak gördüğümüz dünyayı dile getiririz. Ama diğer taraftan bilimin dinamik kuruluşu durmadan zemini daha da kaygan hale getirerek görüntü dünyamızı da kırılgan biçime dönüştürüyor. Dolayısıyla insanlık bilimin tahakkümüne girmiş, onun bir uzantısı olan teknoloji ile şekil almaya doğru yol almaktadır. Bunu kavramanın yolu eğitimden geçtiğini biliyoruz. Ki makalelerde eğitim ve bilim felsefesi üzerinde talebeler zihin yolculuğu yapmışlar.
Hüseyin Albayrak hocamız, eğitimde parçanın bütünü nasıl istila ettiğini ele aldı. Bu, Hz. Ali Efendimiz’in “ilim bir nokta idi, cahiller onu çoğalttı” ifadesinin tefsiri gibiydi. Günümüz zihniyetinde bile bu rivayet hala parçacı modern zihniyet tarafından anlaşılmıyor. İslam medeniyetinde ilim ve fikir insanları hezarfen idiler. İlim bir bütündür. Yani tek nokta olması bu anlama geliyor. Ama şimdi bu anlayış parçalara ayrıldı. Ve parçacı zihniyet bütüncül anlayışı kaybettiğinden kendi konumunu hakikat zannediyor. İşte cehalet. Hüseyin Albayrak hocamız parçanın bütüne hakimiyeti derken bunu anlatmış bulundu. Bu da pragmatik yani çıkarcılıktan başka sonuç doğurmuyor. Bu anlayış biçimi bilimi de etkileyerek, bilim üzerinden dünyayı hedonist yapıya döndürdüler.
Devamında Ahmet Arif Çınar kardeşimiz bu sorunun kaynağına inerek kavramsal boyutlarda arayışa yöneldi. Kavramsal dünya ne kadar bizimdir? Bizim mi? Fatma Zehra Demir hocamız da bu soruyla devam ederek hakikatin çoraklaştığını üniversitelerin entelektüel krizinden yola çıkarak bu hakikat mabedlerinin kuruduğunu çok güzel bir şekilde izah etmiş oldu. Mehmet Adıgüzel Kertmen hocamız da bu mabedlerin yerini hegemonik tahakküm kuran Amerikan kültürünün aldığını makalesiyle bizlere gösterdi. Bugün sinema, sosyal medya ve new age akımları manevi bir arayış içinde olan insanları ele geçirerek onları zihinsel köleler haline getirmektedir. İşte burası Yusuf Kaplan hocamızın “zihinsel işgal” dediği ifadesinin zirve noktasıdır. Enes Evliyasever kardeş, Gazze’deki mücadele üzerinden eğitimin aslında kuru bilgilerden ziyade yaşanarak öğrenildiğini güzel şekilde gösterdi. İlim, yaşanarak hikmet olabilir ancak. İnsanlık bilgiyle değil, hikmetle kendini bulabilir. Bunu Gazze’deki mücadele tüm dünyaya açık şekilde gösterdi. Onlar Gazze’yi kurtaralım derken, Gazze insanlığa kendi hakikatinin eğitimini ruhlara dokunarak yaşatarak vermiş oldu.
Bu işgal daha sonra bizi bir sonraki aşamaya götürüyor: biyolojik işgal. Mehmet Erdi Çiçek hoca, pozitivizm üzerinde kurulan piramit kuruluşlu hiyerarşiyi somut olarak gözler önüne serdi. Adem’in cennetten kovulmasının günümüzdeki tezahürü olan, insanlığın melekûtî âlemden koparak mülk alemine hapsedilmesiyle başlayan süreç içinde bunun devamı olarak oradan da kovularak tamamen rakamsal bir veriye dönüştürme eylemine gelinmiştir. Dediği gibi artık biyoloji işgalin son aşaması. Yusuf Eker kardeşimiz ise dijital noktalardan yola çıkarak yapay zekanın nasıl bir konumda olması gerektiği hususunda sorular sordu. Bunu Rüveyda Polat hocamızın makalesi izledi. Onun makalesi Mehmet Erdi Çiçek hocanın biyolojik işgal düşüncesi, Yusuf Eker’in yapay zekâ ile harmanlanarak karamsar bir tablo göstermesine rağmen nasıl bir dönüşüm yapabiliriz sorusuyla devam etti. Yapay zekâ ve genetik mühendisliği ışığında sağlıklı dönüşüm mümkün mü? Bu soru çok hayati bir sorudur. Ve cevabı teorik temellerin yeniden ele alınmasıyla bulunabilir. Gürkan Gürarı kardeşimiz, bu sorular ışığında bilimin özüne doğru yola çıktı. Bilgi, doğruluk ve hakikat nedir? Tarihin düşünce dehlizlerinden ilerleyerek temellerde adeta bir kazı yapmış oldu. Bilimin bu aleni hakimiyetinde İslam düşünce dünyasını da kasıp kavuran kuru selefilik ideolojisinin devamıyla şimdi tasavvuf dünyamızı kuşatmakta ve ruhumuzu esir almanın son aşamasındadır.


