Bahçıvanlık sabretmeyi tiyatro kendimi bulmayı öğretiyor Yeni Şafak Pazar Eki Haberleri
SonTurkHaber.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Van’ın Edremit ilçesinde memur bir babanın ortanca çocuğu olarak dünyaya gelen Veyis Güleş, altı yıldır Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde bahçıvan olarak çalışıyor. Üniversite bahçesinde çiçeklerle, ağaçlarla ilgilenirken, Dramatik Yazarlık bölümünde eğitimini sürdürmüş olan Güleş, bölümünü birincilikle tamamlamış. Çeşitli oyunlarda oyuncu, dramaturg, yönetmen ve yazar olarak görev almış olan Güleş’in eserleri, birçok yarışmada ödüllere layık görülmüş. Van tarihinden beslenerek kaleme aldığı “Haşmetli Sarduri”, Urartu Medeniyeti’ni kara mizahın imkânlarıyla sahneye taşırken hırs, kibir, sadakat ve adalet gibi insana dair duyguları da tarihsel bir bağlamda ele alıyor. Oyun geçtiğimiz yıl ise aynı adla Mitos-Boyut tarafından kitaplaştırıldı. Yeni Şafak Pazar olarak; hâlen Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde bahçıvanlık yaparken yüksek lisans eğitimini sürdüren Güleş ile konuştuk.
Veyis Güleş
Küçük yaşlardan beri taklit huyum vardı
Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz? Çocukluk ve ilk gençlik yıllarınıza dair neler hatırlıyorsunuz?
Babam çok güzel resim çizerdi. Ben de çizerim, abim de… Ayrıca ailede müziğe de yatkınlık var. Küçük yaşlardan itibaren taklit huyum vardı. Oldukça yaramaz, hiperaktif bir çocuktum. Taklitler yapar, arkadaşlarımı ve büyükleri eğlendirir, onlara çeşitli performanslar yapardım. Yaşlı komşularımızla sohbet etmeyi çok severdim. Genellikle bölgede çirok diye adlandırılan hikâyeleri dinlerdim onlardan. Çocukluk yıllarımdan itibaren çalışmaya başladım. Ayakkabı boyacılığı, sakızcılık, minibüs muavinliği gibi çeşitli işlerde çalıştım. Bir yandan okulumu okuyup bir yandan iş yaşamının zorlukları karşısında dik bir duruş sergilemeye çalıştım.
Tiyatroya ilginiz peki…
Lisede “Gayrı Resmi Hürrem” isimli bir oyuna götürülmüştük. Çok etkilenmiştim o oyundan. Tiyatronun tohumu ilk o zaman düştü yüreğime, on dört yaşında bir delikanlıyken… Lise son sınıfta epizodik tarzda yazdığım bir oyun ise okulun yıl sonu müsameresinde devlet tiyatrosunun sahnesinde gösterildi. O günden sonra sahneye çıkmanın bende oluşturduğu arzuyu asla dindiremedim. Çeşitli özel tiyatrolarda çalıştım. Sadece bir çocuk oyunu ile beş yüz kere sahne aldım.
Van’da üniversitede bahçıvan olarak çalışıp aynı üniversitede eğitim almanız çok özel bir hikâye. Hâlen çalışmakta olduğunuz üniversitede bahçıvanlığa nasıl başladınız?
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin bahçıvan alımı ilanını gördüm. Gidip şansımı denemeyi istedim. İşe alındığımı öğrendiğim zaman sevincim buruktu. Çünkü yapmayı arzu ettiğim iş değildi. Devlet dairesinde çalışmaya başlayınca zaman açısından biraz ferahladım. Mesai sonrasında dilediğim gibi tiyatroya gidebiliyordum. Oyunlar yazıp, yönetip gerektiğinde oynuyordum. Bunun bana yeteceğini düşünmüştüm. Daha sonra çalıştığım üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi’nin dramatik yazarlık sınavının ilanını gördüm. Sınava girdim ve alınmadım. O sene hiç kimse alınmadı. Kendimi yetersiz hissedip vazgeçtim. Ertesi yıl bir ön lisans programına kayıt yaptırdım. İkinci senemde tekrar Güzel Sanatlar Fakültesi’nin sınavına girmeyi arzu ettim. Sınav sonuçları açıklandığı zaman birinci olarak yerleşmiş olduğumu gördüm.
Akşamları çocuklarımla ilgilenir sonra da ödevlerimi yapardım
Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Bahçıvan olduğum için yıllık izinlerimi doğru kullanıp okula gitmek zorundaydım. Tabii bununda önünde birçok engel peyda oluyordu. Kendi yasal iznimle bile okula gidemiyordum. Engeller çoğaldıkça azmim de çoğaldı. Onlar set çektikçe ben daha yükseğe zıpladım. Bu engellerin yanı sıra aile babası olmanın da dezavantajlarını yaşadım. İşten gelir, işlerimi halleder, çocuklarla ilgilenir sonra bilgisayarımın başına oturup saatlerce hiç kalkmadan ödevlerimi yapıp sınavlarıma hazırlanırdım. Bu çok çalışmamın meyvesini fakülte birinciliği ile aldım. Şu an yüksek lisans yapıyorum. En büyük hayalim de şu an çalıştığım üniversitede akademisyen olmak.

Hayalperest bir insanım
Bahçıvanlıkla tiyatro arasında paralellik kuruyor musunuz peki?
Bahçıvanlık insana sabretmeyi, gözlemlemeyi öfkelenmeniz gerektiğinde bile sakin kalabilmeyi öğretiyor. Sabırla yapıyorsunuz işinizi. Bir çiçeğin ya da ağacın bakımını yapmak, onunla ilgilenmek, iyice serpilip gösteriş yapacağı güne kadar onunla yan yana olmak, tıpkı bir tiyatro oyununun prömiyere kadar geçen prova süresinde verilen emeğe benziyor. Tiyatroya gelecek olursak; ben çok hayalperest bir insanım. Bazen bir elmayı yemektense o elmayı hayal etmek beni daha çok doyuruyor. Tiyatro, kendimi ifade edebileceğim bir alan. Başkası olabileceğim, başkasını oynayabileceğim, başkasında kendimi bulabileceğim başkasını benleştirebileceğim bir yapı. Tiyatro, arka cebimden çakıyı, kemerimin altında muştayı bıraktırdı. Bana iyi bir insan olma fırsatı sundu.


